6 Ağustos 2017 Pazar

Sevgi varsa gerisi teferruattır

Sevgi varsa gerisi teferruattır . Bu söz birden bire ağzımdan çıkıverdi. Evet bir işin içinde  sevgi varsa hallolmayacak şey yoktur. Yoksa Tüm gece uykusuzluğa rağmen sabah size gülerek bakan iki minik adam alamazdı yorgunluğunuzu ve rahatlatamazdı sizi. Ağır hastalıkların ilacı olamazdı sevgi ve yine sevgisizlikten ölmezdi en sağlıklı insanlar.
Kalkılamazdı en ağır işlerin altından ve çekilmezdi hiçbir dert.
Evet sevgi varsa gerisi teferruattır bizim kalpte bol miktarda var belki de bu yüzden yaşadığım her zorluk sabırla aşılıyor,göze gelmiyor,gönülden yapılıyor.
Bu da kısacık duygu paylaşımı olsun hep uzun mu yazacağım ama değil mi:)
Kalbinin den sevgiyi eksik etmeyin bakın hayat daha kolay olacak.
Sevgiyle kalın...

Sinem

Barış ne demek anne


Barış ne demek anne

Ne zaman nerede bir masum insanın öldürüldüğünü duysam aklımdan hep acaba daha büyük günah olabilir mi diye geçiririm. Hele ki o masum insan çocuk ya da bebekse yapan kişinin sorgusuzca cehenneme gitmesini dilerim. Büyüklerim 'eskiden o yatakta ölmek' diyor ne acı değil mi? Tamam ölümün de güzeli olur mu dersiniz ama insan suçsuz yere katledilmeyi de haketmiyor be:( Diyeceksiniz ki ecel işte; olmasın o ecel.. büyüsün çocuklar,okula gitsinler,çalışsınlar, çocukları olsun,yaşlansınlar öyle gelsin ecel. . Ama yine de yatakta gelsin bombayla değil.
Peki ya durum vaziyet bu iken bir anne olarak ben çocuklarımı nasıl özgür bırakayım, onlarla topluluğa girip nasıl sosyal olmalarını sağlayayım,insanlara nasıl güveneyim..
Onlara büyüyünce barışı anlatmayı planlarken kavramın sadece kelime olarak kalacağını düşünmek ne kadar ürkütücü..
Soracak yaşa gelip 'anne barış ne demek'dediğinde masalmış gibi anlatmak zorunda kalmaktan çok korkuyorum. Küçük çocukların kötü insanlar tarafından öldürülebileceğini anlatmak istemiyorum.Benim mantığıma sığmazken onlara bunu kabul ettirmeye çalışmak saçma geliyor. Diğer tüm çocuklar gibi çocuklarım da özgür olsunlar istiyorum. Korkmadan yaşamalarını, kendi adıma da korkmadan onların büyüdüğünü görmek istiyorum.Barış,huzur,özgürlük kelimelerini yaşayarak öğrenmelerini istiyorum.Her şeyin çıkara dayandığı, işlerine gelmedigi zaman insanların birbirini balık gibi avladığı günümüzde bir anne olarak çok mu şey istiyorum ki acaba
Barış dolu günlerimiz olsun çocukların tek sorunu patlayan topları, kırılan bebekleri, yapmadıkları ödevleri olsun inşallah 🌹

Sinem



Çocuk İstismarı

Son zamanlarda sıkça duyduğumuz ve ne yazık ki bazılarımız tarafından artık sıradan kabul edilen beynimi yercesine kafamın içinde yer alan 'çocuk' istimarı ile ilgili Uzm Psk. ve değerli arkadaşım Cemre Soysal önderliğinde Anlam Psikolojik Danışmanlık Merkezi'nde verilen eğitimde edindiğim bilgileri benim gibi' artık bu konudan kafayı yemek üzere olan anneler için' paylaşmak istedim.

İstismar 3' e ayrılır.

*Duygusal İstismar
*Fiziksel İstismar
*Cinsel İstismar

Kısaca tanımlarını yapmak gerekirse;

Duygusal İstismar: Sen yapamazsın, keşke doğmasaydın, sen ne anlarsın gibi kurduğumuz cümleler- davranışlar duygusal istismara girer ve çocuğun kendisini zarar veren kişi olarak görmesine ve değersiz hissetmesine sebep olur.
 Bu durumu iş yerindeki mobing sisteminin evdeki şekli olarak tanımlayan Uzm. Psk. Cemre Soysal 'çocuklarınızı Fatih Terim taktiğiyle motive etmeyin'diyor ve ekliyor 'ben ne yapsam hatalıyım' düşüncesi bir çocuk için duygusal zedelenmedir.

Fiziksel İstismar: İtilmek, kakılmak,dövülmek fiziksel istismardır. Ve ne yazık ki fiziksel istismarın en çok gerçekleştiği yer okullardır.
Anne-babaların yaptığı en büyük hatalardan biri çocuğunu okula teslim ederken ' eti senin, kemiği benim' diyerek çocuğu korkunç bir buhranın içine itmesidir.

Cinsel İstismar:Sadece birleşmenin olması değil, okşanmak, ellenmek hatta bakışmak cinsel istismara girer.

ve yine ne yazık ki istismarlar hep ailenin en yakınından geliyor, ' bizim başımıza gelmez' düşüncesi ailenin kendisini rahatlatmaktan öteye geçmiyor.ve istismar konusunda din, dil, ırk, yakınlık- uzaklık farketmiyor.

Peki bu konuyla ilgili ebeveynler olarak ne yapmalı;
* Çocuğa özel bölgesi öğretilmeli ve 'burası senin özel bölgen ve kimsenin buraya dokunmaya hakkı yok' denilmeli.
*Çocuklarınız tuvaletini yaptıktan sonra bırakın kendisi (olabildiği kadar)temizlensin, başkasına elletmeyin.
*Çocuğunuz istemiyorsa 'ayıp olur amcaya teyzeye' diyerek zorla başkasına öptürmeyin.Başkasının çocuğunu da siz öpmeyin, Öpmenin dışında sevgi göstermenin bin türlü yolu vardır. Mesela başkasının çocuğuna illaki sevgi göstermek istiyorsanız göz kırpın gülümseyin,Bu da bir iletişim şeklidir.
Toplu taşımalarda oturmasını isteyen tanımadığınız insanların kucağına çocuğunuzu oturtmayın.

'Çocuklarınız sizin söylediğinizi değil yaptığınızı yapar, sizi model alırlar'Örn, yemek mutfakta ve masada yenir dedikten sonra tabağınızı alıp başka odada yerseniz çocuğun kafasında ' annem yemek mutfakta ve masada yenir dedi ama demek ki böyle de yenebilir' düşüncesi ve daha sonra da davranışı oluşur.

Evdeki çıplaklık ne zamana kadar devam etmeli ve ne zamana kadar tuvalet, banyo beraber yapılmalı?

Çocuk bilinçlendiği andan itibaren (2, 2.5 yaşından itibaren) tuvalete beraber gitmeyin, tuvalete yalnız gidileceğini öğretin ve kesinlikle onun girebileceği şekilde açık kapı bırakmayın, evdeki tüm güvenlik önemlerini aldıktan sonra tuvaletin kapısında içeri girmek için ağlasa dahi buna izin vermeyin.
Beraber duş almanız gerekiyorsa yetişkin olarak 'mayo vs.' giyinip girin, duştan sonra herkesin kendi odasında giyinmesi gerektiğini öğretin ve siz onları çıplak görebileceğinizi fakat onların sizi çıplak göremeyeceğini bilmelerini sağlayın. Ve kendi yıkanabileceği yaşa geldiği zaman çocuklarınızın banyo yaparken kendi vücutlarıyla başbaşa kalmalarına izin verin. Düzgün yıkanamaz demeyin, gerekirse saçını siz yıkayın vücut temizliğini ona bırakın, 'ben senin havlunu getirmeye gidip geleceğim vs. diyerek yalnız bırakın fakat güvenliği açısından uzaktan takip edin. Aynı şekilde tuvaletini yaptıktan sonra da kendi kendisine temizlenmesi için ona fırsat tanıyın. Düzgün temizlenemez diye düşünüyorsanız her gün çamaşırını değiştirmesini öğreterek bu sorunu halletmiş olursunuz.
Zamanı geldiğinde anneler kız çocuklarına, babalar erkek çocuklarına tuvalet eğitimini verirse daha doğru olur.
Yine zamanı geldiğinde tuvalet eğitimine kontrollü geçin, çabuk öğrensin diye çocuğunuzu travmatize etmektense eğitimi 6 ay sonraya ertelemek daha doğru bir davranış olacaktır.

Çok önemli bir diğer konu da;Yaptığınız zaman kendinizi ne kadar mutlu hissederseniz hissedin çocuğunuzu dudağından (onun iyiliği için) öpmeyin, bu davranışınız onun cinsel anlamda uyarılmasına ve ilerde cinsel sapkınlıklara sebep olabileceği gibi, başkasına öptürme dediğiniz çocuğunuzu' ben seni çok sevdiğim için dudağından öpüyorum' diyerek öperseniz çocuğunuzun kafasında ' .... amca da beni çok seviyor demek ki o da beni dudağımdan öpebilir 
(hatta öpüyor)' gibi yanlış düşüncelere sebep olabilirsiniz. Çünkü çocuklar kişi ayrımı yapamazlar.

Ve çocuklar bilmeliler ki evdeki herkesin rolü ayrıdır; anne- baba öpüşebilir, anne- çocuk; baba- çocuk dudaktan öpüşemez.

Hayatın her alanında olduğu gibi çocuklarınızla ilgili konularda da 'HAYIR' demekten çekinmeyin.

İstismara uğradığını düşünüp şikayet eden çocuğunuza 'panik olmadanciddi yüz ifadesiyle,korkutmadansuçlamadan karşılık verin ve ona'onu koruma konusunda önlemi arttıracağınızı' belirtin. Çocuk ihtiyacı olduğu anda tam teşekküllü olarak sizin onun yanında olacağınızı bilmeli, bir çocuğun kendisini en kötü hissettiği duygu 'SUSTURULMUŞ' olmasıdır.
 çocuğunuz güncel olan (terör vs gibi )her şeyi başkasından değil sizden öğrensin.

Çocuğunuzu takip edin ve 'asarım keserim' gibi cümleler kurmayın çünkü bu çocuğunuzun 'söylersem annemsiz babamsız kalırım diye düşünerek 'sizden olanları saklamasına sebep olabilir.

Siz çocuğunuzun referan noktasısınız.

Çocuğunuzun illaki size söylemesini beklemeyin çocuğunuzda normalin dışında herhangi bir 'aşırı hareketlilik veya suskunluk' gibi uç noktalar gördüğünüzde konunun üzerine ağırlık verin.

Tüm çocukların daha güvenli olmaları ,özgürce yaşayabilmesi, tüm anne- babaların da içlerinin gerçekten rahat olabilmesi dileğiyle...

Asla asla yapmam deme


Her Gün Yeni Bir Şey Öğreniyorum

Çocuklar hayatımıza aktif olarak girdiğinden beri her gün yeni bir şey öğreniyorum. Bebekler mama yer, gazları olur, tam çıkartmazlarsa huzursuz olurlar hatta sana günü- geceyi zehir ederler, tuvaletlerini yapmaları evde şenlik havasında karşılanabilir:) ve bunun gibi bir sürü bebeksi şey... Bunlardan farklı olarak bana öğrettiği şey bebeklerde de reflü olabiliyormuş. Evet hani şu bizim midemizi yakıp kavuran reflünün bebek hali. Yiğit' e musallat olan bu durum ilk başta beni çok korkuttu zamanla korkmayı bırakıp onu nasıl rahat ettiririm diye alternatif yollar aramama sebep oldu.
Belki sizin de başınıza gelebilir diye kısaca bahsetmek isterim. Genelde mama yedikten sonra başlayan ne zaman had safhaya çıkacağı belli olmayan, bebeği yastıkları rampa şeklinde yapıp yatırınca biraz olsun rahatlatan, eğer çok artarsa ağızdan ve burundan yenen mamanın çıkması ve bebeğin tıkanması şeklinde devam eden bir rahatsızlıkmış bu reflü. Bebek çok küçük olduğu için mide kapakçığı sıkıntısından kaynaklanıyormuş. Büyüyünce geçtiği de oluyormuş, yetişkin reflüsüne çevirdiği de. Bizimkisinin ne olacağı henüz belli değil. İnşallah bebeklikle beraber geride bırakırız bu mereti.
Tıbbi açıklaması da bu:

Bebeklerde Reflü:
Yetişkin hastalığı olarak bilinir ama aslında tam tersidir. Reflü hastalığı, sanıldığının aksine sadece yetişkinlerde görülmez; hatta daha sıklıkla bebeklerde ve çocuklarda gözlemlenir. Bebeklerde reflünün sık görülmesinin nedeni; gıdaların mideye geçişine izin veren kapakçık mekanizmasının henüz yeterince çalışmıyor olması ve bebeklerin çoğunlukla yatar pozisyonda olup, sıvı gıdalarla beslenmesidir.

En korkunç anı burnundan mama geldiği an olup, hemen nefes almasını sağladıktan sonra burnunu temizleyip bebeği rahatlatmak sonrasında da takip etmek gerekiyor. çünkü temizlense bile bir süre tam rahat nefes alamıyorlar. Sebebini henüz bilmiyorum ama geceleri daha da arttığını gözlemledim.
Gazı tam çıkmadığı zamanlar da artıyor. Bazen her şey tamamken (mama, gaz vs.) bile oluşabiliyor.
Bunun için reflü yastığı denilen yastıklar bile yapmışlar. Ben evdeki yastıklardan o modeli oluşturdum.Yüksekliği bebeğe
 göre ayarlayabiliyorsunuz.  Tabi bir de az ve sık beslemek gerekiyor.

Dediğim gibi geceleri artan bu durum bazen sadece dik yatırmakla da geçmiyor ve geçirmek için bir sürü yöntem denetiyor insana.Daha hamileyken herkesin dediği ' aman yalancı emziğe alıştırma, aman ayağında sallama, aman kucağa alma, aman kendi yatağında yatsın senin yanına alışırsa yanarsın' gibi uyarıların hepsini sırf bebek birazcık uyusun diye yapabiliyor insan. Bir gece içinde önce emzik sonra ayakta sallama sonra rahatlasın diye kucağa alıp gezdirme en sonunda da kusarsa gözümün önünde olsun diyerek kendi yatağıma alma işlemlerini sırayla yapınca kendi kendime dedim ki ' Asla asla yapmam dememeli insan'. Gerçi ben hiç demedim. Çünkü bebeğin beni şekillendireceğini biliyordum ama yine de emzik, sallama, gezdirme ve özellikle de yatağımda yatmaları konularında elimden geldiğince yapmayacaktım. Bu reflü mereti beni mecbur bıraktı.
Bebek reflü yastığının fotoğrafını da paylaştım belki bir gün işinize yarar da gecenizi biraz olsun kurtarır. Ve inşallah bu durum bebeklikle birlikte hayatımızdan çıkıp gider.. Bütün bebeklerin ve annelerin rahat uyuması dileğiyle... :)


Sinem























Sağ ve sol yanıma teşekkür ederim

Merhaba benim adım Sinem, 30 yaşıma girmek üzereyken bebek sahibi olacağımı öğrendim, 30'umun ortalarında anne oldum.
Bu yaşıma kadar birçok güzel şey yapmış olabilirim ama yaptığım en harika şey anne olmayı tercih etmekti.
Annelik yolculuğum kesinlikle ve kesinlikle hayallerimdeki gibi gitmedi. Tahminimden çok Ağladım, hırpalandım,belki de yıprandım. Fakat kendimi tamir etme yeteneğimi kullanmam sadece benim için değil iki minik kuzum için de büyük nimet oldu.Umudunu yitirmeyenlerdenim.Belki bundan sonra hayat hayal edemeyeceğimden daha güzel ilerler. Anneliğimi kutsamıyorum fakat kendimi kutlamadan edemiyorum bu ara:))

Sağ yanım Hakan'ım, annesinin tostosu, Yoğun bakım kapısından yorgun, mutsuz güçsüz ve ağlayarak giren annenin baş parmağını sadece baş parmağım kadar olan elinle o kadar güçlü sıktın ki sen bu kadar umutluyken ben umutsuzluğumdan utandım.41 cm boyunla beni bambaşka bir kadın olarak çıkardın o odadan.
Sol yanım Yiğit'im, annesinin tosbiki, daha içimdeyken senin için başladım mücadeleye, erken doğuma sebep, acaba engelli mi, engelli olacaksa alalım mı, doğarsa yaşayacak mı belli değil, gibi bir ton engele duvar olup doğduktan sonra ilk gördüğüm an ne kadar doğru bir karar verdiğimi anladım. O kadar küçüktün ki ilk gün dokunamadım bir şey olur diye. Deri ve kemikten oluşan vücuduna bakıp'büyüyecek mi' diye o kadar çok sordum ki kendime. Sen de annene mücadelenle umut oldun...

Kendileri küçük yürekleri kocaman,mücadeleci yavrularım benim, gücünüzle gücüme güç kattınız,sevinç oldunuz, dua oldunuz, umut oldunuz, enerji oldunuz, ömür oldunuz...Bir insanın her gün nasıl değiştiğini, büyüdüğünü izlemek öyle güzel ki..
Bazen size yetemediğimi ve yeterince iyi olamadığımı düşündüğüm anlar oluyor fakat siz bana nasıl iyi bir şey yaptığımı her seferinde gösteriyorsunuz.
Bana benim bile bilmediğim ne kadar fazla güçlü yanım olduğunu öğrettiniz.

 Bu yüzden de bu özel günde size teşekkür etmezsem olmazdı. Kelimelerle anlatılamayacak kadar farklı bir duyguyla bağlıyım size. Allah ömrünüzü sağlık, başarı, huzur, sevgi, saygı,barış,dua, bereket,bolluk kazanç dolu etsin küçük adamlarım benim.İkiniz de bastonlu dede olun inşallah:))
 Her koşulda yanınızda,arkanızda olacağım, yaslanacağınız duvarınız,güvenebileceğiniz gölgeniz olacağım. Sizin için mükemmel değil yeterli hayırlı bir anne olmaya çalışacağım,
Siz benim hiç bitmeyecek duamsınız. ŞÜKÜRLER OLSUN...

Anneniz Sinem



İlk 1000 gün

İki bebekle birlikte düzenli blog yazmak pek de mümkün olmuyor... İlham geldiğinde zaman olmuyor, zaman olduğunda ilham uğramıyor. Sonuç olarak kafanızdaki blogger hayali bir süre ertelenmiş oluyor.

Algıda seçicilik olsa gerek bu ara annelikle ve çocuk yetiştirmekle ile ilgili seminerler, eğitimler, kongreler fazlaca ilgi alanıma girer oldu. Geçen hafta katıldığım ve anca yazma fırsatı bulduğum Bebek Konferansı ile ilgili notlarımı paylaşmak istedim sizinle.

Öncelikle alanında uzman birbirinden değerli katılımcıların verdiği bilgiler bana çok iyi geldi. Aklımda isim tutma konusunda pek becerikli değilimdir ama elimden geldiğince bilgi dahilinde kişileri de anacağım.

Kadıköy Şifa Hastanesi' nin yetkili isimlerinden  hayatın ilk 1000 gününde annelerin sık sorduğu sorular konusunda Prof. Dr. İlknur Kılıç ve Dr. Günay Ergermen' in bilgilerinden not alabildiklerim şunlar:
* Bebeğinize yünlü kıyafet giydirmeyin.
*Oda ısısı 24-26 C olmalı, klimalı ortamlarda 22 C olmalı ve klima asla doğrudan bebeğe üflememeli. Arabada ise düşük fan kullanılmalı ve cama dönük olmalı.
*Bebeğinizin gözlerindeki şaşılık ilk 6 ay sürebilir
*Göz renkleri 4. ayda ideal hale gelir.
*Bebekler için kanguru kullanılabilir fakat yürüteç konusunda aynı fikirde değiller hatta birçok ülkede ülkemizde yüksek oranda olan yürüteç kullanımının yasak olduğunu belirttiler.

Bebeğinizin gelişimi açısından anlama, ifade etme, hareket etme becerilerinin çok önemli olduğunu ve DENVER Gelişimsel Testi ile sosyal, ince motor, dil ve kaba motor becerileri ile ilgili bilgiler edinebileceğimizi belirttiler.

En çok beğendiğim cümlelerden biri 'bebekler hatırlamaz derler, bebek hatırlamaz,ruh ve bedeni hatırlar' sözü oldu. Yani bebeğinizi sevgi ile sarıyorsanız muhtemelen anneniz de sizi öyle sevgi ile sarmış demektir.

Bebeğiniz ile konuşun sizi içselleştirsin diyen uzmanlarımız 1 yaşa kadar anneye olan sürekli bağlılığın normal olduğunu; 1 yaş itibariyle bebeğinizin siz ondan ayrı bir yere gitseniz dahi 'sizi kaybetmeyeceğini' öğrenerek yavaşça sizden ayrılmasının iyi olacağını belirttiler.

*Annelerinden yeterli ilgi göremeyen bebeklerin daha çabuk hastalandığı ve içine kapanık yapıya sahip olabileceği söylendi.
Eğer ki anne sürekli donuk mizaca sahip ise ilerde bebek depresyona girebiliyor.

*Mükemmel annelik yoktur, yeterli annelik vardır.

Hala bebeğine aşı yaptırmak istemeyen anneler olduğunu söyleyen uzmanlarımız 'Aşı korur, sadece sizi değil toplumu da korur'  diyerek aşının önemine çokça dikkat çekti.
*Özellikle Rota virüsü isimli mikroba dikkat edilmesi gerektiğini, bu mikrobun ishalle ortaya çıktığını fakat ishalden farklı olarak çok ağır geçtiğini ve tüm aileye bulaşabildiğini belirten uzmanlar grip virüsünü de hafife almamak gerektiğini, özellikle (astım,kronik akciğer, nörolojik, diyabetik çocuklar ve 65 yaş üzerindeki vs.) risk grubundaki herkesin aşı yaptırması gerektiğine defalarca vurgu yaptılar.
Aşı olunması gereken bir hastalık karşısında bebekle temas halinde olan istinasız herkesin aşı olması gerektiği söylendi.
Nutriciaeln uzmanı ve Ender Saraç bebek beslenmesiyle ilgili yapılan yanlışlara değindi ve şöyle bir tablo verdi;

Doğru beslenen bebek sayısı

 (Anne sütü ile)                        2008' de  % 24
                                                                          }%14
                                                 2013' te   % 10

(Anne sütü+ diğer süt)             2008' de  %29
                                                                         }%5
                                                 2013 'te   %24

(Biberon)                                 2008 'de   %57
                                                                            }10
                                                 2013'te     %47        

(Anne sütü+ek besin)               2008'de    %19
                                                                           }10
                                                  2013' te    %29



İlk 6 ay bebeğin midesinin %67 sinin anne sütü, % 23 ünün ek besin ve % 10 unun çeşitli sütlerden oluştuğunu da belirtti.
Erken verilen ek gıda ile çocuğumuzun 80- 90 yaşına kadar olan ömrünü etkiliyoruz diyen Saraç,  ek gıdaya geçtik diye anne sütü miktarını azaltırsak çocuğumuzun anne sütü alma hakkını elinden almış olacağımızı söyledi ve ekledi beyaz şeker, pirinç unu,bisküvi, ekmek verilmemelidir.
İnek sütü ilk 1 yıl verilmemeli, et ürünü özellikle de çiğköfte kesinlikle yasak.

Doğru beslenme tablosu ise şöyle;

6-9 ay       200 cal- gün
9-12 ay     300 cal- gün
13-24ay    550 cal- gün

not:200 ml= 1 çay bardağı

İlk 1000 gün içinde verilen kalori miktarı ileride obeziteye sebep oluyor doğru oran ise
 kilo başına=10 kalori.

Bebeğe verilen sütün proteini 1,3 mg olmalı, Nişasta enzim sistemini mahvedeceği için yasak ve benim gibi bebeğini mama ile besleyen annelere güzel haber mamalar kesinlikle antibiyotik içermiyor, içerisindeki maddeler doğal olup güvenilirliğinden emin olmayan anneler bebek mamasından yoğurt yapmayı deneyebilir denildi.

Meyveler 6. ayın sonuna saklanmalı, önce ıspanak yoğurt gibi besinler verilmeli eğer önce meyve ile başlanırsa bebeğin damak tadı sebzeyi kabul etmeyebilirmiş.
Bal kesinlikle yasak, kavuna ise asitik olması sebebiyle 15. aydan sonra başlanması öneriliyor.

Belli bir yaşa gelmiş çocuğa tahin-pekmez verilebilir.
Meyve ezmesine de elma vs gibi meyveler ile başlanması daha doğru olur.

Çocuk ve yetişkinlerin tat reseptörü farklıdır. Bize çok güzel gelen tat onlara kötü, onlara güzel gelen tat ise( bkz. anne sütü, devam maması tadı) bize kötü gelecektir.)

İlk 2 yaş döneminde yağ hücreleri sayısı artar eğer bu yaş çocuğuna şeker, glikoz, hamur işi verilirse obeziteye davetiye çıkarılır. Hamburger, kola, jelibon gibi gıdaların ise zehirden farkı yoktur.
İleriki yaşlarda kısırlık, obezite vs. sebep olabiliyor.
Ne yazık ki hepimiz GDO lu yiyecekler tüketiyoruz. Marketten satın aldığımız her kapalı gıdada Gdo var,Paketinde 'mısır şurubu vardır' yazan her şey de gdoludur.

1 Tavuk yumurtası= 4 Bıldırcın yumurtası demek, tavuk yumurtası yerine ilk başta çocuklara bıldırcın yumurtası verilebilir fakat 1 tavuk yumurtasına eş değer diye başlangıcı 4 bıldırcın yumurtasıyla yapmak doğru olmaz.1 yaşına kadar da yumurtanın beyazı verilmez.
Buna ek olarak da yumurta rafadan olmalı çok pişirilen yumurta zehire dönüşüyor.

Diğer bir önemli detay da sebzeleri doğrarken seramik ya da bambu bıçak tercih etmeliyiz çünkü metal bıçak sebzede bulunan vitamini öldürüyor. Seramik ya da bambu bıçak kullanmak zor diyenlere de, kullanıldıkça el alışıyor.

Anne sütünden sonra en yakın süt keçi sütüdür.

2 yaşından sonra çocuğa bizim yediklerimizden alerjisi olmaması ve ağır yiyecekler olmaması şartıyla dikkatli ölçüde verilebilir. 

Annelerimiz doğum sonrası egzersiz ve yeme dikkatiyle kilo verebilir.
Örn. Yürüyüş, yüzme, pilates, bölgesel kuvvet egzersizi...

Erken yaşta spora başlayan çocuklar, özgüveni yüksek, sosyal, mutlu, enerjik oluyorlar.

Son olarak; Anne ve bebek arasında kozmik bir bağ var ve önemli olan çocuk yetiştirmektir,çünkü çocuklar zaten bir şekilde büyüyorlar...

Alabildiğim nacizane bilgiler bunlar umarım biraz olsun faydam dokunmuştur.
Sen ne kadar uyacaksın bu yazdıklarına derseniz inanın bilmiyorum yapabildiğim kadarını yapacağım.her şeyi de doğru yapamam ki canım:)

Tüm çocukların güzel yetişmesi dileğiyle...

Sinem

               




Biz de herkes kadar anneyiz




Yeni doğum yapmış arkadaşlarımın bir zamanlar benim de yaptığım gibi sosyal medya üzerindeki serzenişlerine istinaden bir şeyler yazmak istedim.Yeni anneler olarak hepimiz belki de hayatımızın en değişik döneminden geçiyoruz bir kere hamilelikte tavan yapan hormonlarımız yavaş yavaş yerine oturmaya başladı bu duygularımızı yeterince zorluyor bununla birlikte işin bir de manevi boyutu var. Mama, gaz, tuvalet sorunu,uykusuzluk vs..Hayatınıza giren küçücük bir şeyle birbirinize alışmaya çalışıyorsunuz. Bunlar yeterince zorlarken bir de sürekli didikleyen sorular ve diretmeler gelince sinirler yerinden oynuyor haliyle. Enterasan olan şu ki bu hali_i durumu zamanında kendisi de bu zor süreçten geçmiş ve halden anlaması gereken kadın cinsiyetliler yapıyor. Mesela ben hiçbir zaman bir amcanın gelip de "kızım sütün yetmiyor mu neden mamayla besliyorsun"dediğini duymadım.Burada şu ana kadar yaşadığım birkaç soruyu-durumu konuşacağım.
*Sütünü nasıl veriyorsun emzirerek mi sağarak mı ikisine de yetiyor mu?(Nereden biliyorsun süt verdiğimi?Benim sütüm üzüntüden kesildi teyzecim çocuklarım mamayla besleniyor sağmaya da emmeye de gerek kalmadı nokta.)
*Aaa ikiz mi?Normal mi tüp bebek mi(kusura bakma da sanane!!mahremime de bu kadar girme istersen) normal olsa ne kazanacaksın tüp bebek olsa ne kazanacaksın.
*Yeni favori sorum ikiz olduğunu duyunca "ikisi de mi erkek tüh keşke biri kız olsaydı" Tüh mü?!! Rabbim bilememiş birini kız yaratmayı yorumlamayı sana bırakmış. İkiz olacağını öğrendiğim zaman dedim ki "madem ikiz inşallah hem kız hem erkek olur da pembeli-mavili dünyam olur"Ama olmadı diye ciddi anlamda hiç "tüh"demedim. Ben oğlum olsun diye hiç dua etmedim kızım olmadı diye ciddi olarak üzülmedim.Rabbim hangisini uygun gördüyse onu gönderdi bana. Ömürleri uzun sağlıkları daima yerinde olsun inşallah yeter daha ne isterim ki.
*Ne güzel ikisini birden halletmişsin.(Sanki herkes hayatı boyunca 2 çocuk yapmak zorunda)
*Sezeryanla kalıyor o kilolar kalıyor:)(benimkisi sezeryandan da seninkisi neden teyzecim diyesim geliyor susuyorum)
*Üşümüyor mu-terlemiyor mu o çocuk(ben çocuğuna zarar vermeyi seven bir anneyim)
*Ne zaman bezi bırakacak, ne zaman konuşacak,ne zaman yürüyecek,sünneti ne zaman,bence sünnet düğünü yapma,ek gıdaya ne zaman başlayacaksın,ne zaman ne zaman ne zaman... (ne bileyim ben robot mu bu programlayıp göreyim ayrıca sayın teyzecim oğlumun şeyi seni neden bu kadar ilgilendiriyor)
*İkiz bunlar neden aynı giydirmiyorsun (insan bu insan ayna değil sırf toplumun ikizler takım giyer yargısı için çocuğumun psikolosiyle oynamayacağım)
*4 aylık olmuş hala bir objeyi tutamıyor mu? (prematüreyiz biz prematüre maalesef hep geriden gideceğiz.yeni yeni tepki vermeye başladık ve daha kafamızı bile tam tutamıyoruz objeleri tutmak kusur kalsın.)
*Ben de özel okula mı normale mi göndereceksin sorusunu alan annelerdenim.(Çocuklar daha 4 aylık(prematüre olduğu için 2 aylık gibiler ve dediğim gibi biz hep geriden gideceğiz ) bir izin ver de aya göre hayaller kurayım.zamanı gelince ona da karar veririm.)
Neden tek isim koydunuz diyeni de duydum, hala yanında mı yatırıyorsun bak alışırsa ayıramazsın diyeni de... Neyi nasıl yaşadığımı bilmeyen mahalle teyzeleri orada burada karşıma çıkıp hayatımı yargılamayın.Yanlış.
Demem o ki azıcık durun ne olur biz de en az sizin kadar herkes kadar anneyiz. Fikir verin ama diretme şeklinde değil. Uygulama kararı bize kalsın. Çocuklarımızla ilgili aldığımız ve alacağımız kararlardan dolayı sakın bizi sorgulamayın ve yargılamayın.Yanlış da yapabiliriz çünkü siz de zamanında yanlış yaparak doğruyu buldunuz.

Ağır olacak ama Bu bizim hayatımız, bu çocuklar da Rabbimin bize emaneti. Ben hayatımda bu kadar güzel bir duygu yaşamadım. Şükürler olsun kelimesini hiç bu kadar yoğun olarak kullanmadım.İzin verin de tadını çıkaralım hayallerimizi yaşayalım.Sürekli anneliğimizi size kanıtlamak zorunda hissetirmeyin buna mecbur değiliz. Sizin hayatınıza bu kadar karışılsaydı hoşunuza gider miydi? Benim ve benim gibi yeni anne olanların rahatsızlık duyduğu konuları dile getirmek istedim. Dediğim gibi yeni anneler olarak fikirlere açığız ama diretmelere ve (tüp bebek mi normal mi, tüh neden biri kız değil soruları gibi)saygısızlıklara değil.

Sinem